#kadın Kadın Cinayetleri Neden Politiktir?

Okuma Süresi: 3 dakika
2+

Politika: Davranış biçimi, düşünce yapısıdır.

Demokratik politika kadını bir hane ile anlamlandırıp, bağdaştırırken; aynı kadın kamusal alanda yani politikada var olmak istediğinde bunun literatürde bir karşılığı yoktu. Yani politika, temelinde kadını kamusal alana hiç dahil etmedi.

Bu yüzden de kadının talep ettiği her özgürlük politiktir. Oy vermek, seçmek-seçilmek, eğitim görmek, meslek sahibi olmak, çalışmak, aile hayatından bağımsız sosyal kimlik oluşturmak. Tüm bunlar kadınlar için politik bir atılımdır.

Sosyal medyada gördüğümüz kadın cinayetleri grafikleri, kadına şiddet olaylarına tepki için yapılan gösteriler, yiten her canın arkasından yapılan ”Artık son bulsun!” protestoları… Hepsi ne için? Kadınların yaşam hakkı için!

Cumhuriyet; oy verme, seçilme, eğitim görme, sosyal ve kamusal alanda görünür ve etkin olma anlamında kadına sahip olduğu hakları geri verdi. Peki bugün toplum olarak kadın cinayetlerinin önlenemediği noktada ne ile ve kim ile mücadele ediyoruz?

Politika ve Cahillikle Mücadele

Politika ile mücadele ediyoruz. Çünkü bugün İktidar kadını tekrar o evin içine hapsetmeye çalışıyor. Kadının adı, varlığı ve görünürlüğü bariz bir şekilde istenmiyor. ”Kadın” için olan Bakanlığın adı dahi ”Aile” ile değiştiriliyor. Ki altındaki mesaj gayet açık; kadın ancak bir aile içinde anlam kazanabilir, varlığı ancak bir ailede vuku bulabilir.

Eril bir sistemin içinde ataerkil ailelerde yaşıyoruz. Her gün televizyonlarda kadının erkekle eşit olmadığını vurgulayan, bunu yaparken kadını aşağılamaktan çekinmeyen siyaset adamlarını dinliyoruz.

Annemizden öğrendiğimiz dilde kendi kadınlığımızı hor görüyoruz. Her zaman her konuda elimizden gelenin en iyisini yapsak bile ”kız gibi yapmak” diyoruz.

İş hayatında kadınlara karşı uygulanan negatif ayrımcılığın yanı sıra toplum içinde kadına sadece annelik vazifesinin biçilmesi, kadınlar iş sahibi olduğu için işsizliğin arttığı ifadesi, kadının sorumluluğunda sadece ev işlerinin görülmesi politikacılar tarafından yüzlerce kez çok çirkin ifadelerle dile getirildi.

Kadın gün be gün programlı bir şekilde kafesler içinde, kapalı kapılar ardında bırakıldı. Ve bu ülkedeki politikacılar tarafından gerçekleştirildi. 2011 yılında yaşanan kadın cinayetleriyle bugün yaşanan kadın cinayetleri aynı. Hepsinin sebebinde politikacıların katillere gereken caydırıcı ve yeterli cezayı vermemeleri yatıyor.

Saldırı politikse verilen mücadele de bir noktada politik olmak zorunda. Bir de başka bir mücadele yöntemi var: Eğitim. Cahillikle savaşı bitmeyen bir ülke için en iyi merhem.

Bundan günler önce karşı binamın en üst katında bir adam bir kadına şiddet uygularken yoldan geçen insanlar tarafından fark edildi. Kimisi adama küfür etti, kimisi aşağıya düelloya davet etti. Çok zaman geçmedi. Polis araçları binanın önüne geldi. Kadına şikayetçi olup olmadığını sordular. Kadın ”Kocamdır, hem döver hem sever.” dedi. Polisler gitti. Kadının acı çığlıklarını duymaya devam ettik.

Bu hikayede hem politika hem eğitim var. Eğer ülkenin siyasetçileri İstanbul Sözleşmesini ne yapsak da kaldırsak diye düşünmeselerdi. O gün kadın şikayetçi olsun veya olmasın. Polis şiddet gösteren o adam hakkında işlem uygulayacaktı. Eğer kadın erkek egemenliğin muhafazakarlığını anlayacak ve kendi gücünün farkına varacak bir eğitime sahip olsaydı. O gün o kelimeleri hiç sarf etmeyecekti.

Bakınız: İstanbul Sözleşmesi Kadınları Nasıl Korur?

2+

Bir cevap yazın